İŞGAL SONRASI KAOSUN YORGUN YÜZLERİ
Doğu Avrupa’nın II.Dünya Savaşında uzun süre işgal altında kalan ve milyonlarca insanını toplama kamplarında yitiren acılı ülkesi Polonya’ dan unutulmaya yüz tutmuş gerçekleri yüzümüze çarpan satırlar dolusu bir dramla karşı karşıyayız.
1909 yılında Varşova’ lı orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Jerzy Andrzejeweski ‘nin genç yaşlarda kısa hikayelerle başlayan edebiyat yolculuğunun dönüm noktalarından biridir “Kül ve Elmas”. Ülkesinde başlangıçta Katolik inancını irdeleyen kitaplarıyla tanınan yazar, 1950’lerden itibaren iktidar muhalifi yapıtlarıyla bilinir. 1948’de yayımlanan “Sözkonusu” kitabıyla aynı anda dünya çapında üne kavuşan Andrzejewski, ülkesinin insanlarının savaş sonrası tüm çelişkilerini dramatik bir üslupla yorumlarken bizleri yakın tarihin unutulmayan günlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.1977 yılında ülkemizde “Küller ve Elmas”adıyla da yayımlanan kitap, 1958 de Polonyalı ünlü yönetmen Andrzej Wajda tarafından filme uyarlanmıştır.
1939 Yılında kısa süreli Alman ve Rus ittifakının Polonya’nın batısı ve doğusunu işgal etmesiyle harita üzerinde geçici olarak bölünen ülkenin insanlarının düşünsel parçalanmışlıklarını da romanın merkezine yerleştiren yazar 1983 yılında hayata veda etmiştir.
Kül ve Elmas, II.Dünya Savaşının bitiminden hemen sonraki birkaç günlük zaman dilimini içeriyor. Tanıttığı karakterlerin günlük yaşam kesitlerinden birbirine bağladığı paralel öykülerle okuyucuyu hızla kendine çeken ,sorgulayan,sorgulatan akıcı bir dille beraber tutarlı bir bütünlüğe sahip.
Kossecki, Andjey, Hevmitski, Christina, Sçuka, Alek… Bağımsız bir ülkenin geleceğinde nerede yer alacağına karar verememiş isimlerinden sadece birkaçı.Nazi işgali sırasında toplama kampında kendini koruma içgüdüsüne söz geçiremeyen Kossecki ,işbirlikçi damgasıyla yeni hayatına bir türlü adapte olamazken oğlu Andjey o zamana dek inandığı tüm değerleri sorgulamaya başlar.Komünist Parti bölge sekreteri Sçuka…Toplama kamplarında izini kaybettiği karısının ölümüne kendini inandıramazken tesadüfler sonucu cevaplarına ulaşabilecek midir? Ne uğruna cinayet işlediğini bile artık hatırlayamayan tetikçi Hevmitski barış günlerinde bir de aşkı bulunca yoluna devam edebilecek midir? Ve diğerleri …Alek, Alitsya, Kotoviç, Swomka, Felek… Her birinin yolu nerede kesişecek derken sürprizli sonlara da hazırlıklı olalım.
Polonya için yeniden başlamak ya da nereden başlamak ,o günler için kısa vadede belki bir bilinmezdi Kim dost kim düşman sorusunun cevabının henüz verilmediği zor günlerdi.İşgale uğramış bir ülkenin tutunamayan insanları,ailesinin her bireyi bilinmeyen bir yöne savrulmuş yoldaşları yeniden var olmaya çalışırken içlerindeki yaşam savaşı onları yeniden bir kaosa sürüklüyor.İşgalin son günlerinde barış ortamı hazırlanmaya çalışılırken onlar kişisel hesaplaşmalarına henüz başlıyorlardı.Ülkede düşman güçlerinin ayak sesleri giderek azalırken belleklerinde acının ,kendine ayrımcılığın izleri daha da belirginleşiyordu. Siyasi duruşuna güçlülerin karar verdiği bu yorgun ülkenin insanları,toprak kurtarma,canını kurtarma derdinden sonra daha durup dinlenmeden eski defterlerin sayfalarını çevirmeye koyuluyor. Birini kapatmadan yerine kanla yazılan yeni sayfalar eklemekten de çekinmiyorlardı.Toplama kamplarından henüz dönen yorgun ruhlar geçmişin izlerini silmeye çalışırken bir türlü huzuru yakalayamıyorlardı. Savaşla beraber meşrulaşan şiddet, cinayet eğilimi vatanperverlikle süslenerek herkesi kendine göre bir paye almaya itiyor, Aynı acının etrafındaki insanlar farklı yollardan gitmek isterken katil olmakta bir an bile tereddüt etmiyorlar.
Andrzejewski, insanlık tarihinin karanlık sayfalarına kendi ülkesinin gettolarından seçtiği karakterlerle çıktığı bu yolculukta Doğu Avrupa ülkelerinin o yıllarda aşmaya çalıştığı ideolojik problemlerini yeni bir dünya savaşı ile giderek büyüyen ulusal kimlik sorunu bağlamında irdeliyor. Doğu ile Batı’ nın soğuk savaş öncesi temel sorunlarının çıkış noktası olan her ayrıntıyı sosyal perspektif ile desteklenmiş romanının yer,zaman,mekan ve kişilerini yıllar sonra eskimeden günümüze taşıyabilme başarısının sırrının da bu olduğunu düşünüyorum.
2009 Mart ayında yayınlanan Radikal Kitap eki için hazırladığım eleştiri yazısıdır.Link: İşgalden sonra



0 yorum:
Yorum Gönder